Yöresel Çorbalar
Anılarda değil kaşıklarda yaşasınlar !
Benim sıkça kafama takılan bir şeydir, yediğimiz, tadına doyamadığımız bunca lezzetin ilk nasıl ortaya çıktığı..
Kimin aklına gelmiş mesela, bir hamur tutmak, onu kocaman açmak ve ufacık kesip içine bir de kıyma doldurup suda pişirmek.
Yani nasıl bir ihtiyaçla doğmuştur mantı, dolma ve benzeri bütün o muhteşem yemekler? Tamam balığı kömür ateşinde pişirmeyi anlıyorum ama bazen kafam karışmıyor değil hani söylemeden geçemeyeceğim.
İnsan yaptıkça yapıyor o zaman, bir tadı keşfettikçe bu tadı farklı unsurlarda deniyor. O yüzden çeşitler çıkıyor, mutfaklar zenginleşiyor. Bu çıkarımla, dünyanın 3. büyük mutfağı olan Türk mutfağında, bu denemeler çok sık yapılmış olsa gerek diyebiliriz. Yani baksanıza meze-ana yemek-tatlı-çorba-salata sınırsız bir arşiv, sınırsız bir zenginlik hakikaten.
Bu zenginlikleri kaybetmemek, üzerlerine yenilerini eklemek de bize düşüyor elbette. Hazır yiyecek furyasına inat bu zenginliğe sahip çıkmalı, ileri dönemlere taşımalıyız diye düşünüyorum.
Geçtiğimiz bayram tatilinde ziyaret ettiğim dayım ve yengemin evinde bunu aynen hissettim. Yengemin anneannemden öğrendiği ve bizlerin severek yediğimiz o lezzetleri eğer biz de devralmazsak sadece hatıralarımızda kalacak endişesini yaşadım.
Eminim bir çoğunuzun aile büyüklerinden yemek için dört gözle beklediğiniz özel yiyecekler vardır.
Peki bunlara ne olacak, hiç düşündünüz mü? Bir gün sadece tabii o da rastlarsak, lokantalara mı sığacak damağımızdaki anılar?
Bu fikirle Ajanda’da bir yazı dizisi başlatmak istiyorum.. Bu yazı dizisinde bir farklılık yaparak sizlerin de katılımını bekliyorum.
İlk olarak ben çorbalarla başlayacağım..
Bu sayıda ik itane tarifimi paylaşıyor olacağım. Bana ileteceğiniz yöresel çorbalar olursa bunu diğer yazımda devam olarak yayınlayabilirim… Sonrasında et yemekleri, hamur işleri diye devam ederiz.. Tabii sizlerin katkılarıyla …
Dumanı üstünde yöresel çorbalar …
Türk mutfağında yemeğe çorba ile başlandığına göre biz de bu yazı dizisine çorba ile başlarsak garip olmaz sanırım. Yöre bazında incelendiğinde son derece zengin olan Türk mutfağında çorbaları sınıflandırdıklarında şöyle bir sonuç ortaya çıkmış :
- Unlu çorbalar (Tarhana, Arabaşı, Oğmaç, Kulak çorbası …)
- Taneli çorbalar (Mercimek çorbası, toyga çorbası, yayla çorbası, düğün çorbası gibi..)
- Sebze çorbaları (Karalahana, bamya, madımak çorbası gibi)
- Su ürünleri çorbaları (Çeşitli balık çorbaları)
- Sakatat çorbaları (işkembe, Kelle, Paça vb)
Yapılışı aynı fakat isimleri bölgeden bölgeye değişkenlik de gösteren ortak çorbalarımız muhakkak vardır.
Ama hemen hemen her evde pişen klasik çorbaları şöyle bir düşünürsek başta süzme mercimek olmak üzere, yayla, ezogelin, şehriye, tarhana en bilinen çorbalardır. Avrupa mutfağından bize gelen kremalı çorbaların da katılımı ile zengin olan çorba arşivimiz iyice kalabalıklaşmış, bu demirbaş listesine kremalı mantar ve sebze çorbaları da eklenmiştir.
Ben tercih olarak en çok unlu çorbaları seviyorum. Unun kavrularak (miyane) ya da kavrulmadan (hamur tutularak) çorbaya lezzet kattığı bu çorbalar benim damak tadıma en uygun çorbalar diyebilirim. Ancak bu sayıda sizlerle paylaşacağım iki favori çorba, taneli çorbalara giriyor sanırım.
Tavuklu Düğün Çorbası
- 100 gr göğüs tavuk eti
- 3 tepeleme yemek kaşığı yoğurt
- 1 yumurtanın sarısı
- 2 tepeleme yemek kaşığı un
- 4-5 su bardağı tavuk suyu (kıvama göre eklenebilir)
- tuz
- 50 gr tereyağ
Hazırlanışı:
Tavukları haşlayıp didikleyerek hazırlıyoruz. Un, yoğurt ve yumurta sarısını bir kasede çırpıp, oda ısısındaki su ile bir miktar açıyoruz. Tencereye tereyağını koyup eritiyoruz. Kıvamını açtığımız yoğurtlu sosu tavuk suyu ile karıştırarak tencereye ilave ediyoruz. Eğer tavuğunuzun çorbaya çok özleşmesini isterseniz bu aşamada tavukların da eklenmesi gerekir, ancak but kullanırsanız sonuna doğru eklenmesi daha iyi bir sonuç verecek .Tuzu arzumuza göre dengeleyerek ilave ediyoruz.(Çorbanın sürekli karıştırılması gerekmekte, koyulaşınca üzerine tereyağ yakılarak servis edilebilir. (Koyuluğuna göre sıcak su ilavesi yapılabilir)
- 1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek
- 1 su bardağı haşlanmış nohut
- 1/2 su bardağı haşlanmış buğday
- 4 yemek kaşığı sıvıyağ (ben zeytinyağ kullandım)
- 2 yemek kaşığı (silme) un
- 1 tatlı kaşığı domates salçası
- 1 tatlı kaşığı biber salçası
- 1 adet kurusoğan
- Kuru Nane
- Karabiber
- Kırmızı Biber
- Tuz
- Su
Hazırlanışı:
Kurusoğanları ufak ufak doğruyoruz. Çorba tenceremize sıvıyağımızı koyup soğanlarımızı kısık ateşte soteliyoruz. Soğanlar kavrulduktan sonra unu ekliyoruz. Sıcak su hazırlıyoruz. Salçaları bir kasede 1 su bardağı sıcak suyla açıyoruz. Unun kokusu çıkınca salçalı suyu ekleyip hızla karıştırıyoruz. Bu aşamadan sonra ben el blendırı ile bir iki sefer karıştırıyorum. Bu hem topaklanmayı engelliyor hem de soğanların iyice parçalanmasını sağlıyor. Bu işlemden sonra 4 su bardağı daha sıcak su ilave ediyoruz. Haşlanmış mercimek, nohut ve buğdayı ilave edip, baharatını ve bulyonunu katıyoruz. Kısık ateşte 15 dk kadar kaynattıktan sonra servis ediyoruz.
Burada çorbalar dizimize sadece bir virgül koyarak, lafı size bırakıyorum ve sizlerin yöresel yemek tariflerinizi yemekbahane@gmail.com adresine bekliyorum.
Afiyetle,
Müge Karahan
Kaynak:
www.tr.wikipedia.org, www. turkish-cuisine.org , www.yemekbahane.blogspot.com






Comments
2 Responses to “Yöresel Çorbalar”Trackbacks
Check out what others are saying...[...] özen gösteriyorum. Dün yayınlanan yazımda ise bir dizi başlatma kararı aldım… Yöresel yemekler dizisi.. İlk olarak çorbalar üzerine bir girişimim oldu. Burada amacım interaktif bir süreç [...]
[...] Nerede kalmıştık? Evet çorbalarda… [...]